top of page

"Yalnız Gezerin Düşleri" Kitap İncelemesi

  • Yazarın fotoğrafı: Muhammed Cihad Işık
    Muhammed Cihad Işık
  • 16 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur

İnsanoğlunun yaşamı çeşitli evrelerden geçer. Doğar, bebek deriz. Ardından biraz büyür ve çocuk olarak nitelemeye başlarız. Ardından tüm sancılı dönemiyle ergenlik gelir. Ergenlik evresini geçebilmeye hak kazanan insanlar sorumlulukların gitgide arttığı yetişkinlik etabına ulaşmışlardır. Normal bir yaşam döngüsünde yetişkinlikten sonra yaşlılık başlar ve bu dönem tecrübelerin bulunduğu yaşama dair pişmanlıkların ya da mutlulukların biriktiği dönemdir. Insanoğlu yaşlanınca çevresinde az ve öz insan bulundurur. Çekirdek ailesi ve birkaç arkadaşıyla tüm yaşlılığını geçirebilir insan. Nitekim kendi yaşamını anlattığını iddia eden Rousseau’nun bu dönemde çevresinde insan görmeyiz. Onun yaşlılık olarak adlandırdığı dönem 40’lı yaşlarıdır ancak zeitgeisti düşündüğümüzde bunu garipsemeyiz. Etrafımızda gördüğümüz ve hatta zaman zaman şikayet ettiğimiz yaşlılar gibi o da dolaşmayı seviyor. Elbette metroyla ya da otobüsle değil ama o da kendi bildiği şekilde geziyordu. Kırlarda gezmek bitkilerle haşır neşir olmak gitgide bir hobi olmaktan çıkıp yaşam tarzına bürünmüştür ve Rousseau’nun da sürekli belirttiği gibi insanların kendisine çektirdikleri eziyetlerden uzakta yaşamak ve hatta onlardan tümüyle uzaklaşıp daha yüce bir şeyler yapmak insan ruhunu doyuma ulaştıran yegane şeydir. Bütün o gezintiler kendisini yeniden tanımasını sağladı. Insanın bir süre her şeyden uzaklaşması ve kendisine karşı dürüst davranarak içinde ne olup ne bittiğini anlamak için mükemmel zamanlardı.

 

İnsan önce kendisini tanımalıdır. Tüm kitap boyunca Rousseau’nun kendisini tanımasına şahit olduk. Her güzel şeyin başında veya sonunda ortaya çıkan bir oldu yeniden ortaya çıkmıştı. Ancak bu aşkta önemli olan öteki değil aşık olanın ta kendisidir. Rousseau yaşadığını hissettiği zamanın kendisinden yaşça büyük o kadına aşık olduğu ve onunla vakit geçirdiği zaman olduğunu söylüyor. Insan hep huzurlu olduğu yeri arar ve yıllar geçip yaşlanınca huzur arayışı biçim değiştirir. Eriksonun son evresinde de belirttiği gibi, Yetişkin bu dönemde üretken, verimli ve yaratıcıdır. Üretkenlik, sadece çocuk yapma ve büyütme anlamını içermemektedir(Gürses, Kılavuz 2011). Rousseau’da yıllar önce gençken sevdiği kadında bulduğu huzuru yaşlılık zamanlarında insanlardan uzaklaşıp bitkibilim için vaktini geçirirerek bulmaya çalıştı.

 

Yakın çevremden birisiyle ilişkilendirmeden önce aklıma gelen ilk karakterle benzerliğini anlatmak istiyorum. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabındaki Raif karakteri Rousseau’ya çok benziyor. Her iki karakter de insanlardan kötülükler görmüş ve onlardan uzaklaşmak için elinden geleni yapmıştı. İkisinin hayatından da gençken bir aşk geçmiş ve o aşk hayatlarının geri kalanına etki etmiştir. Ikisi de evlenmiş ve ne karısına ne de çocuklarına karşı sevgili ve ilgili davranmışlardır. Iki karakterin bu kadar benzemesi okurken bayağı şaşırtmıştı beni. Iki karakterin de sonunda insanlardan ayrı bir hayat sürmeye karar vermesi ise başka bir benzerlikleridir. Yakınlarda yaşlı bir amcadan bir hikaye dinlemiştim. Küçük bir ilde muhtarlık yapan bu amca tam 3 dönem muhtarlık yapmış güzel mahallesine. Insanlarla fazlaca iç içe olmayı gerektiren bir iş yapması zamanla insanlardan uzaklaşmasına sebep olmuş. Son girdiği muhtarlık seçimini de kazanamayınca git gide kabuğuna çekilmiştir. İnsanların kendisini kullandığını ve çevresinde kendi köylüsü iki tane arkadaşı olduğunu söylemişti. O da kendisini Rousseau gibi doğaya vermiş. Rousseau gibi bitkibilimle ilgilenmemiş ya da sürekli yürüyüş yapmamıştır. Ama Fransız kültürünün bizdeki yansımasıyla geçirmiş bu dönemi. Kendi bağında ağaçlarıyla, domatesi, salatalığı ve biberiyle günlerini geçirmiş. Yalnız şunu söylemem de fayda var. Bizim amca hayatının aşkıyla evli hala.

 

Bir şair düşünelim yahut ergenliğin en sancılı en çalkantışı dönemlerini geçiren bir ergeni. Büyük bir duygu yoğunluğu içinde ve kelimelere şekil vermek onlardan bir bütün meydana getirmek istiyor. Yani ötekiyle iç içe geçmek onlara bir şeyler vermek onlardan bir şeyler almak istiyor. Aynı Rousseau’nun diğer insanlarla güzel vakit geçirme isteği gibi. Daha sonra şairimiz heyecanla ilk satırı yazıyor derken ikinci satırı da yazıyor ama bir şeylerin ters gittiğini fark etmesi geç olmuyor. Rousseau’nun diğer insanların ona zarar verdiklerini fark ettiği gibi şair de daha fazla cümle kuramıyor. Kelimeler dizilmiyor satıra. Çabalıyor, uğraşıyor ve asla ilk satırdaki gibi güzel bir satır daha meydana getiremiyor. Çabalamaya devam ediyor ve sonunda bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyor. Kelimeler onunla beraber olmaktan mutlu mu bilmiyor ya da şair kelimeleri ne kadar hissediyor. Hislerine karşı ne kadar dürüst bilmiyor. Dürüst davranmadığını fark etmesiyle yaptığı yanlışı anlıyor. Rousseau’un da yaptığı gibi zevk aldığı şeyleri düşünüyor, onlarla haşır neşir oluyor. Böylece Rousseau hayatından zevk duymaya başlamıştı. Bizim şairin yaptığı gibi kendine karşı dürüst olup duygularını fark ederek bir mindfulness seviyesine ulaştı. Şairimiz artık şiirlerin en güzelini yazmaya hazırdır, aynı Rousseau’nun kendisi için olabilecek en güzel hayatını yaşamaya hazır olması gibi.

 

Kitaba dair bir eleştirim yok aslında. Gayet güzel ve düzenli yazılmış bir kitap. Ancak kitabı elime aldığımda biraz doğa betimlemesi okuyacağımı düşünüyordum. Bunun olmaması, büyük çoğğunlukla içsel hesaplaşmalar, monologların bulunması biraz hayal kırıklığına uğrattı. Karakterle ilgili eleştirilerim var ama. Öncelikle Jean Jacques Rousseau’yu Fransız Devrimi’ne zemin hazırlayan bir yazar, düşünce adamı olarak tanımıştım. Aklımdaki imge kralın ölü askerlerinin üstünde pelerini ve çizmesiyle ufka bakan güçlü bir adamdı. Kitapta okuduğum Rousseau ise insanlardan eziyetler görmüş ve onlara sesini çıkaramamış ezik bir adam. Rousseau’nun gözümdeki imajı hayli değişti. Bilmiyorum belki de Rousseau gerçekten böyle bir hayat geçirmiştir ancak ben biraz ajitasyon bulunduğunu düşünüyorum. Nesnel bir eleştiri olmasa da öznel kanaatim bu yönde.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Romantik İlişkide Yaşanan Sorunlar Kimin Suçu?

Romantik bir ilişki içinde bulunan çiftler, evli insanlar ilişkilerinde yaşadıkları problemlerden dolayı bazen çift terapisi almak için başvururlar. Biri diğerini suçlayıp onun yaptıkları ya da yapmad

 
 
 
İlişkide Güvenli Bağlanma

Hepimiz, ilişkilerde farklı yollarla bağ kurarız. Bazılarımız yakınlıktan güç alır, bazılarıysa mesafeyi bir koruma kalkanı olarak görür. Bu farklılık, çocuklukta hissettiğimiz güvenin ve sevgi deneyi

 
 
 
İlişkide Kaçıngan Bağlanma

Bazılarımız ilişkilerinde bağlanmaktan ve yakınlıktan kaçınır. Duygusal olarak ne kadar yakınlaşırsa o kadar tehlike vardır. Kaçıngan bağlanma türünde çocukken anne babanın yeterince sağlamadığı sevgi

 
 
 

Yorumlar


bottom of page